Dolar 9,5026
Euro 11,0538
Altın 548,32
BİST 1.519
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 24°C
Sağanak Yağışlı
Diyarbakır
24°C
Sağanak Yağışlı
Cum 15°C
Cts 20°C
Paz 21°C
Pts 23°C

Virüsü yendi hemen görevine koştu..

Virüsü yendi hemen görevine koştu..
A+
A-
30.04.2020
410

Doktoru, hemşiresi, hastabakıcısı, temizlikçisi, bütün personeliyle sağlık çalışanları uzun süredir olağanüstü çaba sarf ediyor. Hastalanmaktan, başkalarına bulaştırmaktan ve tabii kendi hayatlarından endişe ediyorlar.

Koronavirüs sadece onlar için değil, bütün dünya için adeta milât oldu. Aldığımız önlemler en yakınlarımızı ve hiç tanımadığımız insanları korurken, küçük bir ihmal, başka birinin hayatını riske atabiliyor. Bazen de hastalığı geçirmiş olmak, başka birine umut oluyor.

Dr. Emre Eşkazan, bütün hastanelerde teyakkuza geçildiği sırada virüse yakalandı. Görev yaptığı Cerrahpaşa’da tedavi gördü. Gençliği, güçlü bağışıklık sistemi ve erken müdahale sayesinde hastalığı hafif bir şekilde atlattı. Bu esnada eşi ve anne babasına da test yapıldı:

Benim durumum iyiydi ama yaşları nedeniyle annemle babam için endişeliydim. Nitekim annemde öyle oldu. Ateşi, öksürüğü başladı, ona da test yaptırdık. Babama yaptık, ama onda hafifti, evde kaldı. Eşim de evde geçirdi. Annemin başlangıçta zatürresi yoktu ama sonra çıktı. Biraz zor bir süreç geçirdik. Ama şimdi iyi, evde.”

Anne-baba ve eşi de Cerrahpaşa’da hekim olan Dr. Emre Eşkazan, hastanede geçirdiği süre boyunca üç yaşındaki kızıyla görüntülü konuşarak hasret gidermiş. Çocuğu korkutmamak için hastalandığını söylememişler.

“Ne kadar anlayıp anllamadığnı da bilmiyoruz ama benim hasta değil de hasta baktığımı söyledik. İnsan uzakta olunca onu teskin de edemiyor. Böyle olunca ona en mutlu halimizi göstermeye çalışarak bu süreci atlattım. Onu gülerken görmek bile yetiyor zaten…”

Tedavisi bitip karantina süresini de geçirdikten sonra yeniden göreve başlayan dahiliye uzmanı Dr. Eşkazan, şimdi Covid’li hastalara bakıyor. Sorumlu olduğu serviste 20 hasta var. Atlatıp yeniden normal hayatına dönmüş olması, diğer hastaların moralini de yükseltiyor. Ama sadece doktor olarak değil, virüsle mücadeleden başarıyla çıkmış bir hasta olarak da umut oldu. İki kez negatif çıkan testten sonra plazma bağışladı.

Sağlık çalışanları arasında virüse yakalanma riski yüksek. Ve ne yazık ki kayıplar da yaşanıyor. Çok kıymetli hekimler yetiştirmiş olan Prof. Cemil Taşçıoğlu gibi.

“O da iç hastalıkları hekimiydi, benim gibi. Öğrenici olmamıştım ama çok iyi tanıyordum ve çok üzüldüm.”

En çok da ileri yaştaki hastalar iyileştiği zaman umutlandığını söylüyor Dr. Eşkazan:

“Her yaş grubundan hastalar oluyor ama oransal olarak yaşlılarda bir miktar daha bu hastalığın kötü gidebildiğini biliyoruz. O yüzden ileri yaşlarda olup atlattıklarını görmek, 80 küsur 90 yaşlarında hastaların bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamladığını görmek bize umut veriyor.”

Herkes kenetlendi

Aycan Kelez Yayık, yirmi yıllık uzman hemşire. Yoğun bakımda büyük depremler de yaşadı, bombalarla yaralananlara da baktı. Hepsi zorluydu, her zaman kurtarmak için canla başla çalıştı. Ama bu defa başka:

“Buna benzer afetler yaşadık, büyük depremde hasta sayımız çok arttı ya da büyük patlamalar, terör olaylarında çok yorucu çalıştık. İlk defa bunda kendimize de bulaşma riski var, kendimizi de korumak zorundayız. Çok sayıda gelen hastaya da hak ettikleri bakımı aynı hassasiyetle yapmak zorundayız. En temel fark bu.”

Başlarda daha çok kaygı duyduğunu, devamlı literatür takip ettiğini ve hep bulaşacak korkusu yaşadıklarını anlatıyor. Zamanla kaygısı hafiflemiş. En büyük motivasyonu ise hastaların iyileşmeye başladığını görmek. İki gün önce yaşadığı bir ânı anlatıyor:

“Bir hastamız ayağa kalkabilecek gibi oldu. Destekle yürütmeye başladık. Çok güzel yürüyorsun, başarıyorsun dedim. Hastalarımızdan biri sesimi duymuş, oradan sesleniyor. Ben de yürüdüm dedi, hem de ondan daha uzun yürüdüm dedi, ama sen yoktun, görmedin dedi. O kadar mutlu olmuş ki, ah nasıl kaçırdım dedim. Onlar birbirini de motive ediyor, bu da bizi motive ediyor.

Ne yazık ki her zaman işler böyle gitmiyor. Yoğun bakımdaki hastaların büyük bir bölümü de komada, uyutularak tedavi ediliyor. Yine de bu iyi tablolar bütün sağlık çalışanlarını mutlu ediyor.

Salgında onu en çok etkileyen şey dayanışma. Mesai arkadaşları, komşuları, yakınları, hatta hiç tanımadığı insanlar, ona güç veriyor. Evlerinde yemek yapıp gönderenler, içine küçük kalpler çizip, “Kalbimiz sizinle, ne kadar kıymetlisiniz” diye notlar yazanlar, bütün hemşireleri, hekimleri, sağlık çalışanlarını sevindiriyor. İş arkadaşlarının birbirine destek olması da ayrıca motive edici. “Hiç bu kadar kenetlenmemiştik” diyor. Bitkin bir haldeyken bu fark eden bir arkadaşının, “Sen git biraz kafanı topla, ben bakarım” demesi mutlu ediyor.

Daha önce 8 saat çalışırken şimdi bu süre 12-16 saati buluyor. Dinlenmeye ve ertesi gün dinç bir şekilde görevinin başında olmaya ihtiyacı var. Artık sadece komedi dizileri izleyip kafasını yormayacak kitaplar okumayı seviyor.

Hastaneden pek çok arkadaşı, ailesine virüs bulaştırmamak için eve gitmek yerine lojmanda, yurtlarda veya otelde kalıyor. Aycan Kelez ise ne kadar süreceğini bilmediği bu salgın dönemini evinde geçirmekten yana:

“Başka bir yerde kalmak istemiyorum. Gece yarısı bile olsa evime gelmek, kendi yatağımda uyumak ve sabah işe evimden gitmek istiyorum. Daha çok dinlendiğimi hissediyorum. Evdeki ortamı devam ettirmek, normal hayatımı düzenimi bozmamak iyi geliyor. Ama evinde yaşlısı, kronik hastası olanlar, çocuğu olanların bu şansı yok.”

Mesai saatleri uzadıkça evde geçirilen zamanın kıymetini daha iyi anlamış. Eskiden hiç sevmediği ev işlerini bile özlediğini söylüyor.

“Temizlik yapmayı, yemek pişirmeyi özledim. Eşim benden önce geldiği için çamaşır, bulaşık her işi hallediyor. Bu da hoşuma gitmiyor değil. Şimdi size anlatırken hayatımızda pek çok şeyin değiştiğini fark ettim. Çoğu zaman yorgun ve gergin olduğum için kavga çıkarmaya bahane arıyorum. Sağolsun eşim alttan alıyor da idare ediyoruz…”

Çalışma arkadaşlarıyla salgından sonra nasıl kutlama yapacaklarını konuşuyorlar. Herkesin farklı isteği var; kimi sakin bir şeyler istiyor, kimi toplanıp eğlenmek. “Ben hepsini yapacağım” diyor Aycan Kelez, “Farklı gruplarla pikniklere de gideceğim, dışarı da çıkacağım, hepsini yapacağım.” Kaynak: DW Türkçe

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.